in , ,

Haylaz torun ile oyunbaz anneannesi

GÖKHAN YAVUZ DEMİR

“Keşke bu hikâyeleri çocukken anneannemle beraber okusaydık”.

Hiç eskimeyen, zamanın tortusuna inat bayatlamak bilmeyen bazı hikâyeler var. Hayat ne kadar değişse ve hızlansa da evde tek başına kalan bir çocuğun canının sıkılması ve yaramazlık yapmak istemesi hep aynı kalabiliyor meselâ. Bu sebeple Gudrun Mebs’in Almanya’da 1984’te yayımlanan kitabı ‘Anneanne ile Frieder’ aslında yeni yazılmış kadar tazeliğini muhafaza etmeyi ve 2021 yılındaki okurlarının ilgisini çekmeyi hâlâ başarıyor. Almanya’nın sevilen çocuk klasiklerinden bu eser, Can Çocuk Yayınları tarafından yayımlanarak artık Türkiye’de de genç okurlarla buluşuyor.

Bu eğlenceli kitap birbirinden bağımsız ama yine de aynı açılış paragrafıyla birbirine bağlı on beş oyunbaz hikâyeden oluşuyor. Hikâyeler piknikten doğum günü kutlamasına, kızmabirader oynamaktan harften kurabiyeler yapmaya, yabancı dilde konuşmadan kedi gibi kendini temizlemeye farklılıklar arz ediyor. Fakat bütün bu farklı hikâyeler aynı açılış paragrafıyla başlıyor. Canı sıkılmış Frieder daima “Annane!” diye sesleniyor ve anneannesi de her zaman “Düş yakamdan çocuk!” diye homurdanıyor. Sonrasındaysa işiyle gayet meşgul olan ve torununa “yoksa fena olur” veya “külahları değişiriz” gibi tehditler de savuran o anneanne birden Frieder’in can sıkıntısına derman olacak bir oyunla torununun karşısına çıkıyor.

Frieder de evde tek başına kaldığında canı sıkılan ve enerjisini nereye sarf edeceğini bilemeyen her çocuk gibi hakikaten haylaz. Kendisine “yapma!” denilen bir şeyi inadına misliyle yapacak kadar üstelik. Evin içinde top oynayıp cam kırmaktan tutun da mutfakta sütlaç yapmak için ortalığı savaş alanına çeviren de daima kendisi. Fakat bütün bu yaramazlıklarıyla baş etmeyi çok iyi bilen bir anneannesi var.

Frieder’in anneannesi, bütün o huysuz ve sert görünümüne rağmen aslında gerçek bir pedagoji ustası. Frieder’le bir yaşıtıymış gibi oynayarak aslında günün ve hikâyenin sonunda kazanan hep anneanne oluyor. Bütün anneanneler değilse bile en azından Frieder’in anneannesinin büyük bir pedagog olmasının sırrı esasında çok basit: Sevgi. Anneanne torununu o kadar çok seviyor ki onun bütün hırçınlıklarını ve huysuzluklarını, mutlaka torununu bile şaşırtacak oyunbazlıklarla karşılıyor. Çünkü anneanne çocukla çocuk olmayı bilecek kadar iyi bir pedagog. On beş hikâyenin de evvelâ anneanne ile torun arasındaki zıtlaşmalarla başlayıp ardından da hep mutlu sonla bitmesinin sebebi de bu. Frieder kendisiyle tam da istediği gibi ilişki kuran anneannesini öyle seviyor ki neticede ikisi de kendilerini asla birbirinden ayrılamayan iki oyun arkadaşı olarak haylaz ve eğlenceli bir oyunun içinde buluyorlar. Gudrun Mebs ne kadar başarılı ve meşhur bir yazarsa, kitabın illüstrasyonlarına imza atan Rotraut Susanne Berner de o denli yetenekli ve kariyerli bir çizer. Yazarın sade ve yalın üslubuna uygun düşecek tarzda, her hikâyeye basit ve süsten uzak bir illüstrasyon çizmiş. Bu nedenle onun on beş deseni de on beş hikâye kadar keyifli olmuş.

Düşünüyorum da ‘Anneanne ile Frieder’, enerjisini nereye kanalize edeceğini bilemeyen ve sıkıntıdan patlayan çocuklar kadar torunlarının yakalarından düşmelerini isteyen anneannelerin de keyifle okuyacakları bir kitap. Her çocuk-okur bu kitabı okurken Frieder’de kendisinden bir şeyler bulacaktır. Fakat hakikaten öğrenmenin yaşı yoksa, bu kitabın okuru pek çok anneanne de belki torunuyla daha iyi bir iletişim kurmanınyolunu bulabilir. Neredeyse her yaştan okura hitap eden bu kitabın yaklaşık kırk sene sonra Türkçeye tercüme edilmiş olmasına bu sebeple sevinebiliriz.

Bu kitabın seneler evvel anneannesini kaybetmiş bir okuru olarak kendi kendime şunu söylemekten alamıyorum: “Keşke bu hikâyeleri çocukken anneannemle beraber okusaydık”. Demem o ki sizin hâlâ böyle bir fırsatınız varsa kaçırmayın.

BirGün

What do you think?

10k Points
Upvote Downvote

Apotheken könnten Auffrischungsimpfungen gegen COVID-19 anbieten

Kommission möchte europäische Kapitalmärkte stärken