in ,

„İktidar çıkmazda debeleniyor“

HDP Milletvekili Sezai Temelli

HDP Milletvekili Sezai Temelli, Türk iktidarının derinleşen yapısal krizden çıkış için sarıldığı savaş ve yayılmacı politikalarla çıkmaz bir sokakta debelenmekten öteye gidemediğini söyledi.

Türk devletinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile geç kalınmaksızın bir müzakere sürecini başlatmak zorunda olduğunu belirten HDP Milletvekili Sezai Temelli, “İktidarlardan öte bir şeyden bahsediyorum. AKP-MHP iktidarı bugün vardır ama yarın gidecektir. Bütün iktidarlar için en önemli mesele Kürt meselesidir. Kürt meselesi çözülmeden diğer meselelerin çözülme olanağının olmadığını bütün deneyimler bize gösterdi” dedi.

HDP Van Milletvekili Sezai Temelli, ANF’nin sorularını yanıtladı.

Türkiye, bir kez daha Kuzey-Doğu Suriye’yi yoğun bombardıman eşliğinde karadan saldırıyla da tehdit ediyor, neden?

Türkiye’nin “Sınırlarımızda güvenliğimize dair bir tehdit söz konusu” diye bir tezi var. Bu tezin üzerinden yürümeye çalışıyor ama bu tabii ki hiçbir kesim ya da ülke tarafından ciddiye alınacak bir tez değil. Herkes çok iyi biliyor ki; sınırlarında Rojava’dan dolayı Türkiye’yi tehdit eden bir gelişme yaşanmıyor. Tam tersine Türkiye’nin sınırlarında dünyayı tehdit eden bir DAİŞ gerçekliği vardı ve sürüyor. Bölgede DAİŞ’e karşı savaş veren, hatta Kobanê ile ölümsüzleşen direnişi ortaya koyan Demokratik Suriye Güçleri (QSD) var. Türkiye’nin derdi QSD’yi tasfiye etmek, o bölgeyi önce insansızlaştırmak sonra da o bölgede kendi amaçlarına uygun bir yayılmacı siyaseti hayata geçirmek. Dolayısıyla tehdit senaryosunun altında yatan bu.

Saldırı ve işgal tehditlerinin seçimle de bağlantısı kuruluyor. Bu yayılmacı siyasetin tek amacı seçim mi?

Şöyle ki; Türkiye’de hem ulus devlet hem de sermayesi sıkışmış durumda. Bugün yaşadığımız kriz, bir iktidar krizinin ötesinde bir ulus devlet ve sermaye krizidir, yapısaldır. Kriz, ciddi anlamda derinleşti. Buradan çıkış için ellerinde kalan yegane senaryo; Suriye ve Federe Kürdistan’a yönelik bir yayılmacı siyaseti ortaya koymak. Tabii bunun için buradaki güçlerin, özellikle Kürt gerçekliğinin tasfiye edilmesi gerekiyor. İktidar, bu anlamıyla son 8 yıldır, yani ‘Çöktürme Planı’ndan bugüne; 2017 referandumunda şekillenen otoriter rejim anlayışıyla ve son 5 yıldır sürdürmüş olduğu politikalarıyla aslında tam da bu krize, savaş ve yayılmacı politikalarla çözüm arıyor. Fakat bu bir çıkış yolu değil. Tam tersine bu, bütün ülkeyi krizin içine boğan, çökerten bir anlayış. Çıkmaz bir sokakta debelenmekten öteye gitmiyor. Tabii şöyle bir gerçeklik de var; Türkiye’nin bu yayılmacı politikaları, hem bölgedeki hem de küresel anlamda riskleri ciddi anlamda büyütmekte ve hatta kalıcılaştırmakta.

Nedir bu riskler?

İlk akla gelen risk, kaçınılmaz olarak bugün hala yeniden emareleri veren DAİŞ gerçekliğidir. İkinci anlamıyla bölgede Kürtlere yönelik bu saldırı siyaseti ve düşmanca yaklaşım, beraberinde bölgeyi ciddi anlamda uzun süreli istikrarsızlığa, hatta derin krizlere sürüklemektedir. Bu da tüm bölge halkı için ve hatta küresel siyaset için ciddi riski oluşturmaktadır. Şunu kastediyorum; Türkiye sadece bölge için değil, bu izlediği politikalarla küresel siyaset için de istikrarsızlık unsurudur. Bu politikalarında ısrar etmesi, Ukrayna krizinden çok daha derin ve uzun süreli krizlere neden olabilir. O yüzden de kara harekatı bir türlü başlayamıyor, çünkü tüm dünyanın bu konuda ciddi bir refleksi var. Zaten bölge bir türlü istikrara kavuşamıyor. Bugün bakıldığında belki de bütün Ortadoğu’nun tek istikrarlı bölgesi olan Rojava’ya yönelik bir saldırı, içinden çıkılmaz çok daha ciddi sorunlara neden olacaktır. Birçok ülke de bunu bildiği için Türkiye’yle aynı düşünmüyor. Türkiye’nin bu tür bir harekata girişmesine yeşil ışık yakmıyorlar.

Pentagon’dan çeşitli açıklamalar yapıldı fakat “yeşil ışık” belirsizliğini koruyor. Uluslararası denklemi de kullanabilen bir iktidar görüyoruz. Bir şekilde Türkiye bu seçime giderken istediğini yapabilir mi?

Türkiye, son 5 yıldır bu stratejiyle yol alıyor. Bu stratejiden keskin bir U dönüşü yapma olanağı artık yok; ya iktidarda kalmak için bu stratejide ısrar edecek ya da iktidardan düşecek. Dolayısıyla bugün Erdoğan iktidarının bu denli savaşta ısrarcı olmasının nedeni aslında içine düştüğü çaresizlik. Savaştan başka bir siyaset üretemez hale gelmesi bunun en önemli nedenidir. Bu yüzden de savaşta ısrar ediyor ve hem Türkiye’de iç kamuoyunu hem de küresel kamuoyunu bu konuda ikna etmek için çok abartılı bir çaba sergiliyor.

Bunun en önemli, belki de en vahşi örneklerinden biri Taksim patlamasıdır. Taksim patlamasını sadece iç kamuoyunda bir ikna çabası olarak değil, tüm küresel kamuoyunu ikna etmeye yönelik kullanma amacında oldular. Hala da bunun üzerinden hareket ediyor. Hatta bakın çok önemli bir şey söyledi Erdoğan ve bütün kamuoyu da bunu yakaladı. “Sadece savaş alanlarında değil sandıkta da bunun hesabını soralım” diyebildi, yani şimdiden sandığa kan bulaştırdı.

7 Haziran seçimi öncesi, 5 Haziran’daki Diyarbakır patlamasından da böyle sonuçlar elde etmeyi umut ettikleri gibi Taksim patlamasının duygusal atmosferinden yararlanıp bunu seçime havale etmeye çalıştılar. 2015’te de “oylarımız artıyor” demişlerdi. Aynı sözcükleri bu dönemde de kullandılar. Bu, onların nasıl bir ruh hali içinde olduklarını yansıtması açısından çok çok önemli. Yani iktidarda kalabilmek için bir kahramanlık senaryosuna ihtiyaçları var. Örneğin Yunanistan’a efeleniyorlar ya da başka yerlere dair savaş senaryosu yapıyorlar ama ellerindeki tek çıkış senaryosu da yine Efrîn işgali gibi bir işgal gerçekleştirmek. Buradan bir zaferle içerideki o kaybettikleri zemini yeniden konsolide etme derdindeler.

Konsolide etme olasılığı var mı?

Daha önce denenmiş, kısmen başarılı olmamış. Kısmen diyorum, çünkü Efrîn’den sonra 2018 seçimlerinde, seçimin bütün o şiddet iklimine rağmen kıl payı Cumhurbaşkanı olabildi Erdoğan. 2018 olabildiğince şaibeli bir seçimdi. Yine HDP’nin ciddi anlamda oylarına el konuldu, çalındı. HDP tabanının sandığa gitmesi birçok yöntemle engellendi. Dolayısıyla ortaya çıkan o fark,aslında neden o seçimin sonuçlarının meşru olmadığını anlatıyor.

İktidar, 5 yıl sonra yeniden seçime giderken bu kez yeni bir Efrîn, yeni bir kara harekatı senaryosuyla olabildiğince tabanını konsolide etmek, sadece kendi tabanını kontrol etmek değil, karşısındaki en önemli güçlerden biri olan HDP ve muhalefetin tabanını da dağıtmak niyetinde. Savaş ve şiddet ikliminden yararlanarak “sandık güvenliği” adı altında her zaman yapmış oldukları sandık hesaplarını hayata geçirmek. Şimdi böyle bir senaryoyla hareket ediyorlar. Son 10 gündür çok yoğun bir iç ve dış diplomasi trafiği gerçekleştiriliyor fakat henüz bu anlamda bir yol aldıklarını söylemek mümkün değil.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yoğun bir tecrit uygulandığını biliyoruz. HDP, özellikle CPT’nin yaptığı ziyarete dair de açıklama gerçekleştirdi, görüşme başvuruları da yanıt bekliyor. Özellikle bu savaş atmosferinde Abdullah Öcalan ile görüşmenin önemi nedir?

Çok uzun süredir bu tecridin sonlanması, bir an önce bir görüşmenin sağlanması için eylemlilik içindeyiz. Her şeyden önce bugün Türkiye’nin içine sürüklenmiş olduğu bu krizden bir çıkış yolu arıyorsanız bu yol İmralı’dan geçiyor. Dolayısıyla bu savaş politikalarının sonlanması ve Türkiye’de bir demokratik çözüm üzerine konuşabilmemizin muhatabı Sayın Öcalan’dır. Devlet, Öcalan’la geç kalınmaksızın bir müzakere sürecini başlatmak zorundadır. İktidarlardan öte bir şeyden bahsediyorum. AKP-MHP iktidarı bugün vardır ama yarın gidecektir. Gelen iktidar için de ondan sonraki bütün iktidarlar için de en önemli mesele Kürt meselesidir. Kürt meselesi çözülmeden diğer meselelerin çözülme olanağının olmadığını bütün deneyimler bize gösterdi.

Bu meselenin çözümü konusunda artık bütün dünyanın ikna olduğu bir yerden Türkiye Cumhuriyeti Devleti de ikna olmak zorundadır. Bu devlet, 2013-15 döneminde, hatta daha öncesi Oslo süreçlerinde bu deneyimi bizzat yaşamış bir devlettir. Çözüm yolunun nasıl olduğunu çok net bilmektedir. Hafızalarına kazınmış durumdadır. Bugün bu tecrit politikasıyla bunu görmezden gelmenin, hafızaları silmeye çalışmanın bir karşılığı yoktur. Olamaz da. Biz de bu nedenle bir kez daha hem bütün kamuoyunu duyarlılığa çağırmak hem de unutmaya çalışanlara bir kez daha hatırlatarak diyoruz ki; bu tecrit bir an önce sonlanmalıdır.

Hem eş genel başkanlar hem sözcüler hem de milletvekili arkadaşlar görüşmek için başvuruda bulunuyor Adalet Bakanlığına. Yasal bir hakkı kullanıyoruz. Bunun ötesinde uluslararasında da çeşitli kurumları bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz; başta da CPT geliyor. CPT’nin görüşmeye geldiği ve Sayın Öcalan’ın görüşmeye çıkmadığına dair duyumlarımız var. Bunun ötesinde tabii ki sağlık durumunu da merak ediyoruz. Çok uzun süredir haber alınamıyor.

Üçüncüsü siyaset büyük bir kriz içinde. Şu anda muhalefeti ve iktidarıyla bu krizden çıkmaya dair hiçbir güçlü ya da rasyonel bir argüman duyamıyoruz. HDP’nin argümanı rasyoneldir, gerçekçidir. Bu siyasi krizi çözmeye yönelik bir hamledir. O yüzden de bir an önce bu tecridin sonlanmasını istiyoruz.

Roni Aram / ANF

What do you think?

10k Points
Upvote Downvote

Missbrauchsskandal in einem Korankurs in Niğde!

„Narben die verheilen, bringen Erfahrung ans Licht“