in , ,

18 yıl Paris’teki havalimanında yaşayan İranlı muhalif yaşamını yitirdi

Mehran Kerimi Nasıri yaşamını yitirdi

18 yıl Paris’teki Charles de Gaulle Uluslararası Havalimanı'nda yaşayan İranlı mülteci Mehran Kerimi Nasıri yaşamını yitirdi

Nasıri, hayatını anlatan Hollywood filmiyle dünya çapında ün kazanmıştı.

AFP’nin haberine göre, 18 yıl Paris’teki Charles de Gaulle Uluslararası Havalimanı’nda yaşayan İranlı mülteci Mehran Kerimi Nasıri yaşamını yitirdi.

Nasıri, hayatını anlatan Hollywood filmiyle dünya çapında ün kazanmıştı.

The Terminal filminin yapımcısı olan Steven Spielberg, büyük servet biriktirirken, Nasıri’ye büyük bir ün kazandırdı.

İranlı mülteciyi tanıyan bir kaynak, Nasıri’nin kendisinin hayatını konu alan filmden para kazandığını ve bunun büyük kısmını harcadığını kaydederek, geçtiğimiz haftalarda havalimanına döndüğünü ve ölümünün ardından yanında binlerce Euro bulunduğunu belirtti.

1988’in Kasım ayında Fransa’nın kuzeyindeki Rousseau’ya yerleşen Nasıri, annesini aramak için Londra, Berlin ve Amsterdam’a seyahat etmiş, her seferinde yetkililer tarafından delil yetersizliğinden sınır dışı edilmişti.

1999’da Fransa’ya sığınma hakkı verilip, kalmasına izin verilen Nasıri, havalimanında kaldığı süre boyunca sembolik bir figür haline gelerek, Fransız ve Avrupa medyasında yüzlerce habere konu oldu.

2004’te Tom Hanks onu Steven Spielberg’in yönettiği filminde oynarken, filmden sonra Paris’te yaşamasına izin verildi.

Nasıri’nin zorlu hikayesi

İran’ın güneybatısındaki Huzistan eyaletinin Mescid-i Süleyman şehrinde 1942 yılında doğan Kerimi Nasıri’nin çilesi, 1974 yılının mart ayında İngiltere’de (Bradford Üniversitesi’nde okuyordu) İran Şahı’na karşı bir gösteriye katılmasıyla başladı. Olaydan bir yıl sonra ülkesine döndüğünde tutuklandı ve yaklaşık 4 ay Evin Cezaevi’nde tutuldu. Ardından da pasaportu teslim edilerek yurt dışına çıkarıldı.

Daha önce elde edilen bilgilere göre Nasıri sürgünden ve Avrupa’ya dönüşünden sonra yaklaşık 6 yıl boyunca sığınma hakkı elde etmeye çalıştı. Ancak bu talebi 1977’de Batı Almanya ve Hollanda, 1978’de Fransa ve 1979’da da İtalya ve İngiltere olmak üzere 5 Avrupa ülkesi tarafından reddedildi. Batı Almanya’ya girmek için yaptığı girişimi nedeniyle Belçika sınırlarına sürüldü ve ülkeye girişine izin verilmedi.

Mehran Kerimi Nasıri, Birleşmiş Milletler Belçika Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kabul etmesiyle 7 Ekim 1980 tarihinde Belçika tarafından sığınma hakkı aldı. Ardından 1986 yılına kadar Belçika’da kaldı. İranlı muhalifin Charles de Gaulle Havalimanı’nda mahsur kaldığı süre boyunca bin sayfadan uzun günlüğüne kaydettiği zorlu hayatı, annesinin İskoç asıllı olmasına istinaden İngiltere’de yaşamak istemesiyle başlamış oldu.

Havalimanınında 18 yıl

8 Ağustos 1988’de Charles de Gaulle Havalimanı’na inen Nasıri, Londra’daki Heathrow Havalimanı’na gidecek uçağa binerek İngiltere’ye doğru yola çıktı. Ancak kırk yaşlarındaki adamın hayatı iltica belgelerini kaybetmesiyle tamamen değişti.

ABD’li Washington Post gazetesinin haberine göre Nasıri’nin tüm sığınma belgelerinin bulunduğu çantası, Charles de Gaulle Havaalanı’na giderken Fransa’nın başkentindeki bir tren istasyonunda çalındı. İngiltere’ye ulaşmasına rağmen kimliğini ibraz edecek belgeleri olmadığı için Heathrow Havalimanı’nından çıkamadı ve ardından 18 yıl boyunca durumunun belirlenmesini bekleyeceği Charles de Gaulle Havalimanı’na iade edildi.

Gazetenin aktardığına göre  Nasıri’nin bu sıkıntılı hali, sığınmacı olarak Charles de Gaulle Havalimanı’nda kimliğini ispatlamasını sağlayacak belgelerin yerine yenilerini elde edememesinden kaynaklandı. Gerekli evrakları ibraz edemeyince uçağa binmesi de bekleme salonunun dışına çıkması da mümkün olmadı.

Nasıri’nin İngiliz yazar Andrew Donkin ile birlikte kaleme aldığı „The Man of the Hall“ adlı kitabında aktardığına göre hayatının köşe taşını oluşturan yer, kitabını satan Relay dükkanlarının bitişiğindeydi. İnsan haklarını gözeten Avrupa ülkeleri tarafından reddedilmesinden sonra bu yer kendi ifadesine göre “hayatının koruyucusu” konumundaydı.

Nasıri vaktini havalimanındaki bekleme salonunda, valizlerinin yanında aylar boyunca kitap okuyarak, ekonomi çalışarak ve hatıralarını yazarak geçirdi. Erkeklere ait bölümlerde kaldı. İspanyol gazetesi El Pais’e göre terminalde kaldığı süre boyunca iyi davranışlarıyla tanındı ve zamanla uluslararası medyanın ve basının dikkatini çekti. Havalimanındaki ikamet yeri ve şekli, sürgün edilmiş bir kişi olduğu izlenimini vermiyordu. Etrafındaki valizlerle, her an seyahat halinde olduğu izlenimi veren, her gün gazete ve kitap okumaya hevesli bir adam imajına sahipti. 2006 yılında hastalanıp bir Fransız hastanesine nakledilene kadar bu durumda yaşamaya devam etti.

Ağustos 2006’da, 2007 yılına kadar hastanede kalmasına neden olan hastalığı nedeniyle Charles de Gaulle Havalimanı’nın Terminal 1’deki ikametgâhına veda etti. Havaalanına yakın bir otelde kalması için transfer edildi. Bir yıl sonra ise yaşamını Paris’in bir banliyösünde devam ettirmeye karar verdi.

Sir Alfred

Paris’teki havalimanında uzun yıllar bekleyen Nasıri, İran asıllı olduğunu kabul etmeyerek İsveç asıllı olduğunu iddia eti ve lakap olarak Sir Alfred’i kullanmaya başladı. Havalimanında 10 yıl kadar kaldıktan sonra bu ismi kendisi seçti. İngiliz The Guardian gazetesinin haberine göre kendisine İranlı adıyla hitap edenlere cevap vermedi ve mesajları yeni adıyla kabul etti. Gazete, Nasıri’ye krizin ilk on yılının ardından Fransa tarafından ikamet ve sığınma hakkı verildiğini ancak Fransız yetkililerin ismini Alfred olarak yazmamaları nedeniyle bunu reddettiğini aktardı.  Zira o kendisinin İranlı Nasseri değil, İsveç asıllı, Farsçayı anlamayan Alfred olduğunu iddia ediyordu.

BasNews

What do you think?

10k Points
Upvote Downvote

Mercedes-Benz Arocs überzeugt im harten Einsatz

DHL und FMACM stellen exklusive „One Planet“-Modekollektion vor