in ,

Faust okumak hiç bu kadar keyifli olmamıştı

TANER AY

Ötüken Neşriyat, Goethe’nin okuması en zor metinlerinden biri olan ‘Faust’unu, Senail Özkan çevirisi ve Burhanettin Batıman’ın tahlil ve tefsiriyle birlikte iki kitap halinde yayımladı.

Ötüken Neşriyat, Goethe’nin okuması en zor metinlerinden biri olan ‘Faust’unu, Senail Özkan çevirisi ve Burhanettin Batıman’ın tahlil ve tefsiriyle birlikte iki kitap halinde yayımladı. Editör Göktürk Ömer Çakır’ın kitabın 1899 baskısında Franz Xaver Simm’in harika gravürlerini keşfetmesi, baskının bir nüshasını bularak Bavyera’dan getirtmesi ve kitapta bu desenlerini kullanmaya karar vermesiyse ayrı bir serüven.

TANER AY

1970-1971 öğretim yılında, derslerimizde ne kadar başarılı olursak olalım, ortaokulu bitirebilmemiz için yine de üç temel dersten mezuniyet sınavlarına girmek zorundaydık. Onların birinden zayıf not aldığımızdaysa, beklemeye bırakılıyorduk. Bekleme denilen şey, sınıf tekrarı değildi; öğrenci bir öğretim yılını evinde geçirmeye yollanıyordu. Ama, asıl sorun, o sınavların bazı öğretmenlere taktıkları öğrencileri tedip etmek fırsatını yaratmasındaydı. Ben de böyle bir ‘disiplin sorunu’ nedeniyle, hiç zayıf not almadığım Türkçeden çaktırılarak beklemeye gönderilmiştim. Başta üzülmeme karşın, sonradan 1971-1972 yılının hayatımın en güzel ‘öğretim yılı’ olduğunu fark ettim. Her gün birkaç film seyrettim ve her ay ondan fazla roman okudum. Benim o tatlı hayatım sonunda babamı biraz korkutmuştu. Bu nedenle, şiddetli soğuklar başlarken, okuldan büsbütün soğumamam için beni rahmetli Ülkü Aydın’ın Türkçe derslerine ‘misafir öğrenci’ olarak göndermeye başladı. Ülkü Hanım, ışıklar içinde uyusun, son iyi öğretmenler kuşağındandı, müfredata pek aldırmaz, öğrencilerine klasikleri okuma ödevi verir, onlardan sözlü sınav yapardı.

Ülkü Hanım’ın, bir gün, sınıfta Balzac, Dickens, Dostoyevski, Tolstoy ve Aytmatov romanlarını dağıtırken, bana da ‘Faust’ ödevi verdiğini anımsıyorum. Başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüştü. Babamın kitaplığında Maarif Vekaleti’nden 1941 baskısı iki ciltlik bir ‘Faust’ vardı. Recai Bilgin çevirisiydi. Onu ‘mecburen’ bir hafta içinde okumuştum ama, ne yalan söyleyeyim, işkenceden çıkmış gibiydim. Sanırım ‘misafir öğrenci’ olduğumdan Ülkü Hanım ‘Faust’ için beni sözlüye kaldırmamıştı. Bu da bana Johann Wolfgang von Goethe zulmünü kısa sürede unutmamı sağladı. Ama, birkaç yıl sonra, Göztepe’deki Nobel Kitabevi’nde, Jean Noli’nin bir kitabını ararken, İstanbul Kitabevi’nin 1973 baskısı ciltli şömizli ‘Faust’unu görüp, sırf Recai Bilgin’nin toplamda 596 sayfalık çevirisini Sadi Irmak’ın nasıl olup da 336 sayfaya sığdırdığını merak ettiğimden almıştım. O yıllarda bende bir tür ‘mazohistik kişilik bozukluğu’ olmalıydı ki, arkadaşlarımla Suadiye İskelesi’nin yanındaki Çüş’e gidip eğleneceğime, bu defa da Sadi Irmak’ın ‘Faust’ çevirisini okumayı yeğlemiştim.

Yıllar yılları kovalarken, bendeki ‘Faust’ korkusu da derinleşti. Bu yüzden, birkaç ay önce, Ötüken Neşriyât’a uğradığımda, Göktürk Ömer Çakır’ın masasındaki Senail Özkan’dan ‘Faust’ çıktılarını görünce ne diyeceğimi bilemedim. Ama, Senail Özkan’ın çevirilerindeki lezzeti Prof. Dr. Annemarie Schimmel’in ‘Şark Kedisi’nden (Ötüken Neşriyât, 2009) iyi bildiğimden olsa gerek, biraz da heyecanlandığımı yadsıyamam. Göktürk Ömer Çakır, piyasadaki en zeki editörlerin biri olduğundan, benim gibi ‘Faust’ korkusu yaşayanlar için, Senail Özkan’ın çevirisiyle birlikte Burhanettin Batıman’ın ‘Faust’un Tahlil ve Tefsir’ini de yayıma hazırlamıştı. Bir elimde Senail Özkan’ın çevirisi, diğer elimde Burhanettin Batıman’ın tahlil ve tefsiri, öyle oturdum. Bir ay kadar sonra toplamda 994 sayfayı devirebildim ama, Goethe’nin meramını sonunda birazcık anlayabilmiştim.

 

Ötüken Neşriyât’ın ‘Faust’u, Burhanettin Batıman’ın tahlil ve tefsiriyle birlikte, büyük bir kültür hizmeti. Göktürk Ömer Çakır’ın bütün ‘Faust’ baskılarını gözden geçirirken, 1899 baskısı bir ‘Faust’ta Franz Xaver Simm’in harika gravürlerini keşfetmesi, o baskının bir nüshasını bularak Bavyera’dan getirtmesi ve Ötüken baskısında Simm’in desenlerini kullanmaya karar vermesiyse ayrı bir serüven. Yayıncılık açısından Senail Özkan çevirisi ‘Faust’ yılın en büyük başarılarından biri, çünkü ‘Faust’ okumak benim için bile hiç bu kadar keyifli ve öğretici olmamıştı. Bu nedenle Ötüken’in ‘Faust’unu Burhanettin Batıman’ın ‘Faust’un Tahlil ve Tefsiri’yle birlikte herkese öneriyorum. Ben bu seti okuduktan sonra kitaplığımdaki ‘dünya klasikleri’ bölümüne koymayıp, başucuma aldım. Her gece, ‘Faust’tan bir iki pasaj okuyamasam bile, Simm’in desenlerine mutlaka bakıyorum. Ötüken’in ‘Faust’u beni o kadar fazla etkilemiş ki, tuhaf ama gerçek, 13 Haziran günü küçük bir ameliyata girerken, aklıma Simm’in desenleri gelivermişti. İnanın, ameliyattan odama çıktığımda bile hâlâ kitabın desenleriyle meşguldüm.

 

ÇEVİRMENİN TÜRKÇE ZENGİNLİĞİ DİKKAT ÇEKİYOR

Goethe’nin altmış yılı aşkın bir süre çalışarak yazabildiği ‘Faust’, çok zor bir metin. Bu yüzden okur önce kitabın 229’uncu sayfasından 303’üncü sayfasına kadarki ‘Mütercimin Epiloğu’ bölümünü birkaç defa okumalıdır. Ardından asıl metne geçtiğindeyse, Burhanettin Batıman’ın tahlil ve tefsirine mutlaka bakmalı. Bu tür bir okuma sonunda bile ‘hayatın gerçek felsefesi’ni ancak ucundan yakalayabiliyorsunuz. Senail Özkan’ın çevirisiyse, ‘ders’ niteliğindedir. Onun Almancasından bahsetmiyorum, bu çevirisinde bilhassa Türkçesinin zenginliğine dikkatinizi çekerim. Çünkü, bir ‘Faust’ çevirmeni Almancaya ne kadar vakıf olursa olsun, eğer kendi dilini hakkıyla bilmiyorsa, başarısız olmaya mahkûmdur. Senail Özkan’ın çevirisindeyse, Türkçenin zenginliğini, şiirselliğini ve ihtişamını keşfedeceğinizden emin olabilirsiniz…

Karar

What do you think?

10k Points
Upvote Downvote

PET-basierte Mehrschichtverpackungen

Europa 365 Tage im Jahr entdecken