in ,

Ali Şeker: İŞTE YARINA BIRAKTIĞIMIZ BÜTÜN GÜZELLİKLER BİR ARADA DURUYOR

Deneme

“ Şimdi umudun düşlerimde, bitmedi bende o uçuk mavinin derdi. Kımıldayan her şey dışarıda, el eder çağırır, tüm zahmetlerine değer veriyorsan sarıl hayata… “

Şimdi, sevgiyi dile getiren her şey bu kapıdan içeri girecek… “

Gördüklerimizin hepsine iyi bak ki, geride bıraktığımız hiçbir şey bize alınmasın. Gayen yaşamaksa, hiçbir şeyi düşünme, sadece anı yaşa. Güneşin altında otur, günden, kederden iyice arın. Bir günlük beylikse beylik, ayaklarını üst üste at. Eğer başının üstünde, güneşini kapatan bir şapkan varsa onu da çıkar at. Korkma her şeyi düşle, denizin mavisine daha iyi bak, çünkü geride kalan hiç bir şeyi martılar götürmüyor. Dün hissettiğimiz tüm duygular dünde kaldığına göre, bugün yazdığımız ve şu an hissettiğimiz her şey, her şeye rağmen var olmayı hak ediyor. Her gün farklı bir kapısından içeri girip çıktığım Mithat Paşa Caddesi, aralarında yaşadığım bu kentin insan kalabalığı. İlk kez gördüğüm insanlar ve tüm bu insan hallerinin ayrıntılarına rastlamak olası. “ İşte yarına bıraktığımız bütün güzellikler bir arada duruyor. “ Ama kimisi karanlığın kör bir noktasına bakıyor, ya da yeni oluşan köy kentlerin yüksekçe yerlere konumlanan yapıların çoğunluğu istinat duvarlarına bakıyorlardı. Evet, düşünülen şey ise ister gün ışığı görsün ya da görmesin her hanede pencerenin göğün bir kanadına açılmasıydı. Bu yapıların bir tarafı güneşe baksa da, asla güneşin hiç dokunmadan yönünü günbatımına çevirmesiydi. İster iki artı bir, ister üç artı bir olsun, insanın başını sokabileceği bir hanede bir ya da birkaç pencere olması insanın olmazsa olmaz bir istemidir. Yeter ki evlerin uçuk ya da açık – kapalı bir maviye bakması kâfidir. Sabaha, farklı bakışlarıyla birçok pencereden giriş yapan milyonlarca insan var. Yaşam dediğimiz şeylerin içinde ne açlık – ne de yokluk ha değince hiç kimseye olduk yere bulaşmaz, bulaşırsa da sürü psikolojisiyle ancak bulaşır. Buda bir yerde hakkikatı yere çalanlar tarafından yapılabilir. Kimileri bu sözlerime karşı çıkabilir, olsun, yok efendim cesaret bulaşıcıdır, gülmekte. Bu ancak toplumda konuşabilen yürekli birkaç insanın işidir. Kişi acısını tek başına yaşar ve o haliyle yaşama tutunmaya çalışır. Sizin güldüğünüz bir noktada başka bir insanı güldürmek de pek kolay olmaz. Yaşamda hep beklediğimiz bir şeyler vardı, birilerin ya da başkasının kendi kimlik ve metafizik duyuları adına gerçekleştirmiş olduğu başarıları, kendi hanemizde susarak görme basiretsizliğiydi. Dumura uğratılmış, pasifize edilmiş duyularımızla sadece nefes almakla, yaşamda yetinmeyi öğrenmek, yaşamak adına sadaka kültürüne razı geldiğimiz modern bir kölelikti. Herkes düş kurmaya çalışır ama kişiyi farklı kılan ise yaşamak istediklerini gerçekleştirip gerçekleştirmemesidir. Bilgi edinmek ve gerçek yaşamın verdiği yorgunluk zihnimi yoruyor, ayda bir veya iki yerine göre ise üç güncel konulu, konu başlıklı deneme yazılarını kotarmaya çalıştığım bugünde, yazın – düşün duyarlığımdan dolayı kitap okumak ve yazı yazmayı bir zorunluluktan dolayı değil de, sevdiğim iyi bir uğraş olduğu için yapıyorum. Belki her deneme yazısında anlamsal bütünselliği olan bir iki şiir dizesini düşmek de, bu tek düzelik karmaşasında bana çok iyi geliyor. Nisan rüzgârının hayatıma, hanemize açtığı bir pencereyle ekonomik anlamda, emekli bir insanın ne kadar naçar kaldığını söylememe gerek yok herhalde… Altı üstü yüz yirmi adet tuğlalı bir duvarın içine bir yirmi metre uzunluğu, bir yirmi metre genişliğinde bir pencere eklenecekti yaşamımıza, ekonomik anlamda elimize batan art bir kıymıktı bu. Aldığımız maaşın üç katı tutarında, harçla – borçla tamamlamaya çalışıyoruz. A ‘ dan, Z ‘ ye yapılan her kalifiye işe, emeğin hakkı olan parayı ve malzemeye dolar kuruna göre fiyatlandıran bir toplum gerçekliği, kendi doğasında esen bir rüzgârın maliyetiyle anlamış oldum. Yapılan her iş karşılığında on – on beş dakikalık bir emek gücüne dört yüz TL benim işçiliğimin hakkı deyip, konuşma kapısını bile kesip kapamaları hiç de hoş değil. Aklıma doğduğum topraklar olan, Kürdistan ‘ da da satıcı çok üst bir fiyata satmak istediği bir ürününe, eğer alıcıya direttiği bir fiyata satmazsa tüm kapıları kapatır, o ana denk düşen güzel bir halk deyimi var. “ hirrê mi xiyaro, wene burenêwena mewe – s..m hiyardır ister ye ister yeme “ Öznesi: besin, gıda, içecek – yiyecek sağlık, giyim, şimdilerde belli bir maliyeti olan şehir içi ve şehir dışı ulaşım, kültürel ve sosyal alanları saymıyorum. Her türlü yaşam gereklerine karşılık cevap olan, bu işlerin ticaretini yapan iş yerlerinin kendi kafalarına göre belirlediği fiyatlarla, istediği şekilde oynamalarıydı. Bu emek ve hizmet gücünü zorunlu şartlardan dolayı satın almak isteyen insanlara en son söyledikleri cümle ise kardeşim ister al istersen alma, özgüvenlerinin olmasıydı. Onlarda çok iyi biliyorlar ki, eğer bugün ellerinde kalan ürünü veya emeğini satmazsa, yarın daha kârlı bir ücretle –pazarla, ekonomik gücü olan bir başkasına verebilir. Yani açık bir ifadeyle vidan – adalet duygusu bir kenara itilmiş halk yığınları ve kurnazlık bugünkü ticaretin adı olmuştur…

Sakındığımız bir şeyden kaçarken, elimize batan bir kıymığın bütün yaralarını üzerimizde taşıyoruz. “ Gezi parkı Taksim dayanışma olaylarına ilişkin 17 sanıklı ana davadan tekrar yeni bir karar çıktı. Mahkeme heyeti, Osman Kavala ‘ ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Gezi parkı olaylarını yönetmekle suçlananlar 2015 ‘ de 33. Ağır Ceza Mahkemesinde beraat etmelerine karşın, 2022 ‘ de 18 ‘ er yıl hapis cezasına çarptırılan aktivisitlerin birçoğu dokuz yıldır ülkeden kaçmadıkları halde tutuklandılar. Bir şeye yanlış dediğimizde ise “ evrensel hukukta “ doğru okunan – doğru kabul edilen bir cevabı olmalı. Bütün bağatlanmış uluslar arası sözleşmelere taraf olan ve imza atan bir ülkede, AKP iktidarı kendi yaşam alanlarına göre inşa ettikleri bir yargıdan hukuk ve adalet beklemek çok da inandırıcı değil. Toplumu daima aynı yere aynı hukuka götüren yollardan ne zaman kurtulacağız, sorusu yine toplumsal duyarlılıkla çözülen bir sorun olarak önümüzde duruyor. Eğer seçim tam takviminde yapılırsa, bir seneden fazla bir süre var önümüzde. İktidar her sıkıştığında elinde hazır kıta bekleyen sayısal bir çoğunluğu olan tek kimlik – tek inanç madde ve metafizik kartını sahaya sürebilir. Henüz erken bir seçime gireceğine dair pek de emareler yok gibi. Buna rağmen hem içerde hem de dışarıda terörize ettiği Kürt halkının temel ve insanı demokratik kazanımlarına her koşulda saldırdığı biliniyor. Bu ekonomik sıkışmışlıkta, bir kurşunun, bir barutun her masrafının sofralara bir artı maliyet olarak düştüğü şu anda bile, Irak ‘ ın kuzey “ Kuzey Kürdistan Federe Bölgesi “ sınırları içinde yer alan, Avaşîn, Metîna ve Zap alanlarına sınır ötesi operasyonların yeniden başladığını ulusal medyadan öğreniyoruz. Yine HDP ‘ e ve sosyalist kamuoyu dışında kalan, muhalefet de kendini konumlandıran bütün partiler, iktidarın politikalarından bir milim şaşmış değiller. Buda bize gösteriyor ki, sandıklı seçimle kim gelirse gelsin klasik devlet aklıyla hareket edeceği gerçeğidir. Tek adam diktasının çizmiş olduğu bu baskı ve antidemokratik rejimden dışarı çıkma gibi bir niyetlerinin olmadığını gösteriyor. Sadece ve sadece “ seçim istemeleri iktidarı elde edip kendi tabanlarına devlet kurumlarında iş ve aş vermek, kendilerinin de refah içinde yaşamak istemelerinin bir sonucudur. “ diyebiliriz. Gezi Parkı Taksim dayanışma davasında tek tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala dışında tutuklu bulunmayan 17 sanıklı dava tekrar yeni bir mahkeme kararıyla sil baştan ele alındı, evrensel bir hukuku göz ardı eden iktidar odaklı bir mahkeme kararının bizleri hiç de şaşırtmadığını, kendi kızgınlığımız içinde birde duyarlı kamuoyunun yaşamasıydı.

Mevsim kış da olabilir baharda. Birbirimizin sesine ve yürek çırpıntısına ses vermeden yaşamaya alışmıştık. Artık ne insan yüzü ne de insan sesi… “

Bir şeyi yaşamadan ondan nefret etme şansımız yoktur ne de sevebiliriz. Bana ise yanlış bir zaman düştü, bu kadar mevsimine yakışır bir şeyi yaşamak da nisan ayına. Evet, sevgili fıkram, yazmayalı günler oldu. O kadar baharın gelişine yakındım ki, hayatıma yeni açılan tek kanatlı pencere, hem de çok külfetli saydam bir cam. Yanlış olan şu ki açtığı bir gedikle, beni yazma eyleminden uzaklaştırmaya kararlı gibi. Doğrusu bugün yazmasam da, en azında okumak için bir kaç kitap alabilirim. Mesela: Narlıdere Sahil Evlerine gidip deniz kenarında yürüyüş yapabilirim. Buda bana en ucuzundan iki abonman biletine mal olur, üstelik martıları seyretmek de cabası…

Bilinen bir şey var ki, birbirini tanımayan insanlar daha iyi anlaşırmış, martılarla aramızdaki mesafede o derece…”

Şair olmak mı istiyorsun, bu hayatı her şeye rağmen değerli buluyorsan, zahmetine değer deyip, kendin olmakla işe başlasan daha iyi… Yetinmek mi dediniz, her şey çok fazla, her şey çok çetrefilli, her şey çok karanlık ve soğuk. Güneş ve mavi her yerde çıplak… İstinat duvarlarına bakan pencerelerde el kadar mavilik. Ara ki bulasın tek kanatlı pencerelerde sabah güneşini…

Şimdi umudun düşlerimde, bitmedi bende o uçuk mavinin derdi. Kımıldayan her şey dışarıda, el eder çağırır, tüm zahmetlerine değer veriyorsan sarıl hayata… “

Ali Şeker

What do you think?

10k Points
Upvote Downvote

Türkischer Botschafter ins Auswärtige Amt einbestellt

EU-Kommission will legale Migration in EU vereinfachen