in , , ,

“Sokak Çalgıcıları ve Müzisyenleri Belgeseli”

Söyleşi

Yazar ve dublaj sanatçısı Cemile Cereb

ALMANYALILARGazeteci-Yazar ve Yönetmen Uğur Pişmanlıkın “Sokak Çalgıcıları ve Müzisyenleri Belgeseli”nin dublaj çalışmalarına katkı sunan yazar ve edebiyatçı Cemile Cereb’e sorduk. Öyküleri büyük bir ilgi ile okunan sayfamız yazarlarından Cemile Cereb’in belgeselin seslendirmesinde yer aldığı bu sıra dışı çalışmasını küçük bir söyleşi ile ele aldık:

Almanyalılar: Projedeki yeriniz konusuna değinir misiniz? Sadece seslendirme mi, yoksa ilk aşamasından itibaren yer aldınız mı? Böyle bir fikir hangi koşullar altında ne zaman, nasıl ortaya çıktı?

Cemile Cereb: Bundan üç yıl önceydi sanırım. Yönetmen arkadaşım Uğur Pişmanlık’la İstanbul’da bir felsefe etkinliğinde bir araya geldik. Kış mevsimiydi ve hava da oldukça soğuktu. İstiklal caddesinde yürüyorduk ki o sokak şarkıcılarını ve müzisyenlerini kamerasıyla çekmeye başladı. Ben de ona yardım ettim. Hem kalabalık hem ayazdı. Bazen kamerayı tutarak bazen de kalabalığa engel olarak çekimlere devam ettik. Bir tür asistanlık yaptığımı söyleyebilirim.

Bu çekimleri neden yaptığımızı sorduğumda “Sokak Şarkıcıları ve Müzisyenleri” üzerine bir belgesel çekme niyetinde olduğunu söyledi. Ancak günün birinde bu belgeseli seslendireceğim hiç aklıma gelmezdi doğrusu.

– Daha önce seslendirmeye dair tecrübeleriniz var mıydı? Nelere dikkat ettiniz, seslendirmenin önemli birkaç kuralına değinebilir misiniz?

Benim sonraki dönemlerde yerel radyolarda seslendirmelerim oldu. Kendi öykülerime ve radyo tiyatrosu karakterlerine ses verdim. Keyif aldım almasına da daha iyi olabilmek adına online oyunculuk dersleri almaya başladım. Derslerin içinde diksiyon ve nefes çalışmaları da vardı.

İletişim halinde olduğum yönetmen arkadaşım ki önceden üç dört belgesele imza atmış, bana bu belgeseli seslendirmemi istediğinden söz etti. Ben de deneyelim dedim.

Farklı ve keyifli bir çalışma olmakla beraber dışarıdan sanıldığı gibi kolay olmadığını da öğrenmiş bulundum. Donanımlı bir stüdyodasınız ama görseller olmadan ses kaydı yapılıyor. Montajla bir araya geleceklerini biliyorsunuz yalnızca. Kayıtlar birçok kez tekrarlanmak zorunda olunabiliyor. Sesiniz çatlıyor, çıkmıyor, boğazınız kuruyor vs. yeniden konuşuyorsunuz. Damak sesi bile arıza yapıyor. Yalıtıma karşın dışarıdan gelen baskın bir ses her şeye yeniden başlamayı gerektiriyor. Üstelik saatine ücret ödendiğini hesaba kattığınızda üzerinizdeki baskı iyice artıyor.

Seslendirme sırasında anlatının özüne uyumlu olmaya çalıştım. Belgeselde ses tonu ani değişimleri kaldırmaz. Özel bir ilgiyle izlediğim ve özellikle sunumunu, seslendirmesini dikkatle izlediğim belgesel filmle azımsanmayacak sayıdadırlar. Bence anlatı belgeselin önüne geçmemeli. Görüntülerle uyum içinde olması zorunlu… Odağımı sözcüklerin bende uyandırdığı titreşimlerine verdim diyebilirim.

– Müzik ile bir edebiyatçı olarak aranız nasıl? Genel olarak neleri seversiniz, hangi tür müzik neden?

Müziksiz edebiyat eksik kalır. Sanatın türleri iç içedir. Birbirinden bağımsız anılamazlar. Müzik de tıpkı felsefe, psikoloji, sosyoloji vs. gibi edebiyatı besler ona ışıltı verir, sıradanlıktan kurtarır zihni, kurumaya yüz tutmuş klişelerden arındırır.

Tek bir müzik türüne hayranlığım yok. Nitelikli olduktan sonra dinlemeye de hazır olmalı kişi… Ruhunuza ne zaman nerede nasıl iyi geleceğini bilin yeter!

– Seslendirme salt elindeki metni okumak mıdır, o anlarda neler hissettiniz?

Seslendirme salt elinizdeki metni okumak değildir elbet. Sesi konuya göre akort etmeli. Her şey gibi zamanla yetkinlik kazanmak mümkün.

Sokak Çalgıcıları ve Müzisyenleri Belgeseli”ni seslendirirken onlarla ilk kez böylesine yakınlaştım. Onlardan biriydim belki de tümü… Üşüyordum, ellerim titriyordu yine de çalıyordum. Sesim kısılsa da vazgeçmiyordum şarkıyı tamamlamaktan… Kiramı ödeyecek kadar para toplayabilecek miydim? Basmaya devam ediyordum sazımın tellerine… Üşüyordum hem de iliklerime dek… Ben bir çocuktum ama aynı zamanda büyükbabamın gözü kulağı… Mikrofonu gücüm yettiğince ona doğrulttum. On sekiz yaşında bir genç kız oldum. Akordeonu taşımaktan belim, sırtım ağrıdı, sesim üşüdü yine de sokakta kaldım.

Ülkemizden uzaktayız. Kendi dilimizle okuduk şarkıları, birlikte çaldık davulları, hoş bir seda yayıldı havaya, duyan duymayan geldi yanımıza…

– Benzer projeleriniz var mı?

Yani seslendirme işini en az yazmak okumak kadar benimsediğimi söyleyebilirim. Yeniden denemek isterim. Tabii projeden çok teklif meselesi… Bir film, belgesel, radyo tiyatrosu olabilir. Size çok teşekkür ederim. Ayrıntılara değer veren bir kişiliğiniz var. Bir eserin arka planında yer alan emekçilere yer veriyor onları görünür kılıyorsunuz. Sizi kutluyorum ve esenlikler diliyorum.

– Teşekkürler

17.12.2021

What do you think?

10k Points
Upvote Downvote

Written by Süleyman Deveci

Abweichungen bei Inzidenzen: Zahlen des Senats sind praktisch wertlos

Pika Yayın’dan “Çiçeklerin Dili”