in ,

Yazmak eylem midir?

Makale

Yazmak en büyük, en ölümcül, en ilahi eylem biçimidir.

Eylem aşkıyla yanıp tutuşan için yazmak tabii ki en radikal eylemdir. Devrimlerin hepsinin kıvılcımı, yazmak ile gerçekleşmiş, ateşlenmiştir. İktidarlar neden kitap yakarlar, yasaklarlar, teşhir masalarında suç aletiymiş gibi sergilerler, toplar, sansüre uğratır, yazarlarını içeri atarlar? Tehlikeli yazılarından dolayı, ya da yazılanlar kör zihinleri ve ufukları aydınlattığı, bilinçleri besleyip büyüttüğü için. En önemlisi de umut yaydıkları için. Umut kavgada karşı cephenin en büyük düşmanı. Hatta bu yüzden gülmeye, gülümsemeye bile karşıdır bunlar. Mizahın yasaklanması yine bu iddiamı kanıtlamaya yetmeli.

Her yazarın kendi tercihidir ne yazacağı, nasıl yazacağı, konuşlanma probleminin nasıl çözüleceği sorunsalı. Her yazar eylemci olacak diye bir kural yok. Yazara posta veya ambargo koyan, şunu bunu yazmıyor diye tavır alan veya ukalalık yapıp yol göstermeye çalışanlar baltayı taşa vurmaya daha başlarken adaydırlar. Aynı suyun akıp yolunu bulması gibidir yazarın ustalığa giden yolu. Ona kimseler karışmamalı, o ihtiyacı olduğunda aradığı, lazım olacak olan bilgiye ne yapar eder eninde sonunda zaten ulaşır. Tarih insanın doğasının yazıyla da, dinle de, politika ve felsefeyle de değişmediğine koca bir tanık. Her önemli ve değerli bir kalemin ölümüyle muazzam birikimlerin, görgü, bilgi ve becerilerin o şahısça yitirilip götürüldüğü malum. O yüzden oluşan boşluklar insanların unutkan, balık hafızalı, aptal veya ahmak denilmelerinin ana nedeni.

Yazmak en büyük eylemdir anlayana. Mutluluktur, sıhhattir, arayış ve yanıtlar bulma serüvenidir. Karın ağrıtmak, tekere çomak sokmak, insanlara bir şeyler vermek istemek demektir. Herkesin ama aynı çizgide olmasını istemek de saçma. Herkes eylemci yazar olursa ortaya kaos çıkar. Yazarın hastalıklı, zor, karmaşık ruh ve kişilik yapısı yazdığı yazıyla, niyetlendiği eylemi de ortaya koyar. Yazarın eylemciliği ile politik aktivistin eylemciliğini bir tutmak isteyenler de yanılmaya o biçim adaylar. Zira ikisinin anlama, anladıklarını kendi estetik süzgecinden ve anlayışından geçirerek harmanlayarak anlatma mevzusu iki farklı dünya gibidir.

Ezilenin, yoksulun, mazlumun yanında olunmadan yazar olunmaz. Bunu da karıştırırız elimizde olmayan nedenlerden dolayı. Onun yanında olmayı da çoğu zaman beceremeyiz. Ya sosyal ya da ekonomik nedenlerden dolayı onların yanında zihinsel olarak değil de bedensel olarak bulunmayı marifet zannederiz. Diğerinin adı saray soytarılığıdır. Ama hayatın ve insanın soytarılara da ihtiyacı var. Halk kendisiyle aynı tuvaleti temizleyen, otobüsü bekleyen, sokakta kaldırım mühendisliği yapan yazarı önemseme, benimsemez, ciddiye almaz. O kendisine uzak olanı, ulaşılmaz, erişilmez yazarı değerli sanır, önemser, yazar zanneder. Yazar ile okuru arasındaki bağ bence karmaşık, değişken, her an satılabilir türündendir. Eh şans yaver gidip de sadık okuru yakaladığınızda bu kavga yarı yarıya kazanılmıştır denilebilir.

Yazarak sınırlar aşılabilinir, yasaklar delinebilinir, kurallar ihlal edilebilinir, sansür ciddiye alınmayıp konuşulmayan konular tartışılabilinir, kamuoyu yönlendirilip oluşturulabilinir. Az gelişmiş, geri kalmış ülkelerde yazı yön verir, robotlara hangi istikamete doğru seyir edebileceklerini gösterebilir. Gelişmiş ülkelerde yazının kitleleri etkileyici gücü zaten malum ellerdedir. Ne yazılsa etki alanı daraltılmış, küçültülmüştür. Yazıya özgürlük alanının eski ve köklü mirası her yazıyı etkili kılmaz.

Yazmak en büyük, en ölümcül, en ilahi eylem biçimidir. Yer gelir mutlu eder, insanın başını gururla göğe yükseltir. Yeri gelir bin bir pişmanlığa yol açar, rezili rüsva eder, ihanetin diğer adı olur. Yazar başını önünden yukarıya kaldırmaya cesaret edemez, utanç boynunu Türk polisi gibi aşağı bastırır. Aydınlık ile karanlık arasında yazarını getirir götürür eylemsel yazı.

20.10.2021

What do you think?

10k Points
Upvote Downvote

Written by Süleyman Deveci

In Flutregion im kommenden Winter besondere Hilfe notwendig

Dramatische Bilanz von SOS-Mediterranee