in , ,

Eleştiri Notları

Fethi Naci: Eleştiride Kırk Yıl

"Üstat, yazarların sahte dostluklarına, eleştiriye tahammülsüzlüklerine, kendisiyle sırf bu yüzden konuşmayan 20 yazar çizerin varlığına değinir."

Fethi Naci ile Criticus‚un ikinci yılında tanışmaya başladım. Eleştirdiğim şu veya bu eser hakkında genelde kim ne demiş önceden bakmam, öyle bir alışkanlığım henüz yok. Bunun yargılarımı, değerlendirmelerimi olumsuz etkileyeceğine, özgünlüğümü, bana ait hisleri ve düşünceleri bozacağına, değiştireceğine inanırım. O yüzden Fethi Naci’nin ciddi eleştirdiği yapıtlara başlamadan önce genel olarak onun eleştiriden ne anladığı, bununla ne yapmak istediği gibi konularla onun eleştirmenliğinin teorik yanları bu sıralar daha çok ilgimi çekiyor.

Edebiyattan değil iktisattan, politikadan gelen Marksist bir yazar ve eleştirmen; yayıncı geçmişi olup yerli edebiyat dünyasının yakından tanıdığı keskin bir kalem karşımızdaki.

„Eleştiride Kırk Yıl“ üstadın son yıllarında kaleme almasa bile düzenleyip derlediği, „Eleştiri Günlüğü IV/ 1992-1994“ adı altında, dahası alt başlıkla yayınlanan kitabı.

Fethi Naci daha lise yıllarında başlamış eleştiriye. Yazdıkları yerel gazete ve dergilerde yayınlanmış. Bunun ona ayrı bir güç kattığını görmek gerekiyor. O tam bir halk çocuğu. Yoksulluktan geliyor. Keskin bir gözlem yeteneği var; okuma sevgisi ve ilgisi ayrıca eklenmeli.

Üstat 1950’li yılların başında dergiler çıkartmasa bile kurulmalarında yer alıyor. O dönemler dergilerin gücü, gerçi bu hala bugün de geçerli etkisini koruyor, yitirmiyor. Yazar edebiyat dünyasına 1955 yılında yazdığı ilk ağır yapıtıyla adım atıyor. Çevrenin ilgisini çekiyor. Soğuk savaş yılları, siyasi görüşleri de üstüne eklenince gidişat belli oluyor.

“Eleştiride Kırk Yıl”da yazar, denemelerle bolca geriye dönüşlerle hem döneme dair tanıklıklarını, yerli edebiyatın gelişim süreçlerine dair sayısız detayı, bilgiyi, gelişmeyi anlatıyor, hem de kitabın orasına burasına serpiştirilmiş ürün eleştirileri söz konusu.

53 denemenin yer aldığı kitapta belli bir sistematik yok. Günlükleri, dahası yazdığı tarih sıralaması, kronolojiye sadık kalındığı dikkat çekiyor. Denemeler üstadın kendi gözünde 40 yıldır eleştirmenliğini anlatan bir değerlendirmeyle başlıyor. Yakınma var, edebiyat var, ekonomi-politik var, yakın tarihi anlatmak var, sayısız ilginç, sürükleyici, merak giderici bilgi var.

“Eleştiride Kırk Yıl”da şiir eleştirisi var, Sait Faik Abasıyanık ile ilgili iki yazı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Oktay Akbal, Yaşar Kemal, Nazım Hikmet, Ahmet Muhip Dıranas, Yahya Kemal, Ruhi Su var. Öykü eleştirilerinin yanı sıra yerli ve yabancı birçok roman eleştirisi dışında, yazarın genel edebiyat anlayışına dair izler de var.

Eleştirmenin romana bakışı, edebi bir esere yaklaşırken ki kıstasları, toplumsal gerçekçi bakışı, eleştiriye dair ve onun kendi eleştiri anlayışına dair bir çok ipuçları bulabiliyoruz. Dikkat çeken usta bunları yazmış çizmiş ama ortada öyle rahatsızlık verebilecek ne bir kibir var, de de ne çok bilmişlik. Daha çok inandığı doğruları tasdikleyen saptamalar mevcut.

Titiz, dikkatli, metni kendi ideolojik görüş açısından inceleyen, irdeleyen bir eleştirmen var. Gerçi başka yapıtlarında bunu itiraf edip değiştiğini iddia etse de, her denemesinde buna dair izler bulmak mümkün.

Yaşı, dönemi, siyasi geçmişi, edebiyat dünyasına yatay geçişi ile adeta patlama yapan edebiyat sevgisi yerli edebiyat için bir şans. Yayıncılığı, kişisel biyografisindeki kırılma noktalarının onu daha bir çalışmaya itmesi ve özellikle bariz bir şekilde çevresinin yazar çizerlerle dopdolu olması, ne büyük bir ayrıcalık ve mutluluk.

Eleştirmen, dahası edebiyatçı ufak işlerle uğraşmaz. “Eleştiride Kırk Yıl”ın arka kapak yazısındaki gibi romancı, şair gibi hırsları yoktur. O edebiyatı sever, anlar, gücüne, tılsımına inanır. Bir dost sohbeti, iyi bir yapıt okuyup eleştirmenin tadı yeter ona. Bir çiçeği koklamak, bir kediyi okşayıp sevmek, bir çocukla neşelenip gülmek, sevindirmek gibi bir şeydir eleştiri. Gelir, geçer.

Üstat, yazarların sahte dostluklarına, eleştiriye tahammülsüzlüklerine, kendisiyle sırf bu yüzden konuşmayan 20 yazar çizerin varlığına değinir.

Bir yandan Fethi Naci çok şanslıdır, zira edebiyatın tam içinde, göbeğindedir; diğer yandan siyasi anlayışı onu hem edebiyat dünyasına, hem de yazar çizer çarkının içerisine sokmuş, ki bu bugün artık mümkün değil. O yıllarda edebiyat solun, kalbin soldan atması gibi Nazımların yarattığı gelenek ne kadar devlet baskısı olursa olsun oturmuş vaziyette.

Kırk yıllık eleştiri geçmişiyle ilgili yazar anı türünden bir çalışma da çıkartabilirdi. 1990’lı yılların başında, güncel değerlendirmelerde bulunup eleştiride kırk yıllık iddiada bulunmak ilk anda anlaşılması zor gelebilir. Yazar, dahası eleştirmen yani kırk yıllık eleştiri geçmişimle bu değerlendirmeleri yapıyorum da demiyor, sadece kırk yıl olmuş birader, demek istiyor. Zaman çabuk geçiyor diyor, ellinci yılı yaşamak istemem diyor, heykelimi dikmeyin ardımdan, adıma yarışmalar da düzenlemeyin, bir ayağım çukurda, her an gidebilirim, bu kadar zaman oldu bu işte, demek istiyor.

“Eleştiride Kırk Yıl” kalbi edebiyat için soldan atan usta bir eleştirmenin alçak gönüllü bir yapıtı. Onu anlayıp tanımak isteyenler için küçük bir tat. Onu okuyup tanıdıkça edebiyatı daha bir seviyor insan. Kitapta her türden eleştiri bulmak mümkün.

17.01.2012

04:30

What do you think?

10k Points
Upvote Downvote

Auf Kommunen wartet viel Arbeit

Süper Lig’de şampiyon Beşiktaş