in , , , , ,

Eleştiri Notları

Orhan Kemal’in „Evlerden Biri“ Romanı

Evlerden Biri

„Evlerden Biri“ aslında yanlış bir adlandırma. Her ne kadar emekli şimendiferci Sadi Bey, karısı Hediye Hanım, oğulları İskender ile Erdal ve kızları Ayşe’den oluşuyorsa da, komşuları Leman Hanım ile kızı Nursen de romanın ana kahramanları. „Evlerden İkisi“ daha yakışan bir adlandırma olurdu.

Emekli devlet memuru Sadi Bey yaşlıdır. Hastalıklarla haşır neşirdir. Pehlivan Ali’nin kahvesinde sık sık kendisi gibi uçkuru düşük veya o zihniyetteki Müçteba Amca’yla sıkça buluşup komşu kızlarına duydukları aşklarını, gördükleri rüyalarını birbirlerine anlatırlar. Zararsız zavallılardır aslında. Sadi Bey Nursen’e, Müçteba Amca yine bir başka komşu kızı Ayla’ya kesiktirler.

Evin oğulları düşmandırlar birbirlerine. Küçüğü Erdal üniversitede hukuk okur. Evin satılıp parasıyla Avrupa’ya gidip okumanın hayallerini kurar. Günü gelir komşu Leman Hanım ile düşer kalkar. Kadının tanıdığının tanıdığının yanında işe başlar. İşverenin kızı Filiz ile tanışır. Leman’ı bırakır Filiz ile sevgili olur. Leman’da Erdal’ın arkadaşı olan başka bir üniversiteli olan Edip’e kalır.

İskender komşu kızı Nursen’e aşık olur. Büyük oğlan da babasının evi satıp parasıyla bir iş yeri açma düşleri kuran kompleksli biridir. İçine kapanıktır ama Nursen ile birbirilerine aşıktırlar. İskender babası Sadi Bey’in Nursen hakkında hissettiklerini roman boyunca bilmez. Anlatı şaka gibi gelir. Sadi Bey kıza aşk mektupları yazıp vermeyi dahi düşünür. Hatta bir ara yazar ama vermeye cesaret edemez.

Evin ezik hanımı anne ile çirkin kızı Ayşe’nin durumları da diğerlerinden farklı değildir. Leman Hanım kendi eşini evden kaçırtmış, kızı kendisinden nefret eden hoppa bir kadındır. Kahramanların ortak noktası hemen hepsi düşler aleminde yaşarlar. Gerçek hayatla sorunları, takıntıları olan mutsuz ve huzursuz insanlardır.

İskender ile Nursen’in aşkları ortaya çıktığında komşu kadınlar saç saça baş başa kavga ederler. Takıntılı moruklardan Muçteba Efendi’nin Ayla’ya asılması ortaya çıktığında yine mahalleliye şenlik çıkmıştır. Mahalleli şenliği sever ve kesinlikle kaçırmaz.

Orhan Kemal yaklaşık yirmi yıla elliden fazla öykü ve romanı sığdırmış dev bir isimdir. Yani yaklaşık altı ayda bir çalışma dosyası hazırlamış. Yazarak geçimini sağlamak zorunda kaldığı için kimse bir şey diyemez. Ama bu dilinde kullandığı hataların konuşulmayacağı anlamına gelmemeli. Kısaca saptayabildiklerim şunlar:

12. baskısı yapılan bir romandan bahsediyoruz. 8. Sayfadaki “… iki oğlanın büyüğü Ayşe…” denilmiş. Doğrusu İskender olacak. Ayşe ne zamandan beri bir oğlan ismi? Yine sayfa 94’de “… Erkekliksiz öyle fena ki…” Doğrusu “..Erkeksizlik öyle fena ki…” olacak.

Yazar yine bir çok yerde neyi kastettiğini tam olarak söylemek istemeyen bir ruh halini yansıtıyor:

Sayfa 31: “… teşekkür ederim filan deme vakit kalmadan …”

Sayfa 41: “… Hani aşktan filan söz açınca…”

Sayfa 176: “… Sonra da mantosunu filan giyip …”

Sayfa 209: “… altıyı filan buluyordu…”

Sayfa 230: “… kavga filan mı ettin yoksa? “

Bol bol düşler kuran hemen her kahraman az çok benzer dili kullanırlar. Sade, akıcı, gerçek yaşamdan kesitler yansıtırlar. Dikkat çekici bir şekilde şunlara denk geliriz:

Sayfa 15: “… Avrupaları mavrupaları…”

Sayfa 20: “… ayrımız gayrımız var mı? …”

Sayfa 48: “…selam kelam …”

Sayfa 54: “… halim selim…”

Sayfa 61: “… sporcu miporcu…”

Sayfa 61: “… yahutu mahutu yok…”

Sayfa 70: “… Leman Hanım meman hanım…”

Sayfa 77: “… o da çapkındı mapkındı ama…”

Sayfa 92: “… ver bakalım şu zamazingoları kız…”

Sayfa 171: “… biçimi miçimi yok…”

Sayfa 175: “ … Hukuk mukuk …”

Sayfa 210: “… ızgara mızgara bir şeyler…”

Sayfa 223: “ … Amması mamması yok…”

Kahramanların düşler kurması, toplumsal gerçekçi bir yazar olan Orhan Kemal‚in kahramanlarını derinleştirirken onları içinde bulundukları olumsuz hayat koşullarından kaçmak, kurtulmak, anlık dahi olsa unutmak istemelerine yorumlanabilir. Ama bunun aşırı dozda uygulanması kahramanları derinleştirmek değil, tersine yüzeyselleştirme tehlikesini de beraberinde getirir. “Evlerden Biri”nde biraz böyle olmuş.

Kahramanların okuldaki, iş yerlerindeki dünyalarının daha ustaca yansıtılması iç dünyalarından daha da ilginç malzemelerin ortaya çıkmasına yol açabilirdi.

Roman yurdum insanının olağan hayatından bir kesit. Mutsuz bir ailenin mutsuzlukla biten sonu yansıtılanlar. Tek iyimserlik, umut çağrıştıran son İskender ile Nursen’in kaçıp gitmeleri. Romanın sonunda akıllı bir komiser de tasdikliyor bunu zaten. İki yetişkin insan, isterlerse kaçabilirler. İkisi de iş güç sahibi olduklarına göre mutlu bir gelecek hazırlama, evliliklerini aşklarının üzerine kurmama gibi engelleri yok.

“Evlerden Biri”nde anlatıcı yok gibi. Aradan çekilmiş. Kahramanlar daha çok anlatıyor, bir birlerini tanıtıyorlar., yansıtıyorlar gibi. Diyaloglarla ustaca yansıtılanlar her türlü can sıkıcılıktan uzak. İki komşunun çapraz ilişkileri göze batıyor. O yılların İstanbul’unda belki bu mümkündür ama bu yılların tutucu İstanbul’unda buna gerçekçi diyebilmek zor. Hem mahalle halkı Muçteba ile Sadi Beyleri linç ederler, hem de Leman Hanım’ı, kızını, belki tüm mahalle halkını başörtüsüne sokarlar. Yani o yıllarda toplumsal gerçekçi olan, gelen roman günümüzün gerçeğine yabancılaşabiliyor.

Ne olursa olsun üstadın başarılı bir romanı “Evlerden Biri”. On ikinci baskısını yapmış olması hala okunduğu anlamına gelir. Bu denli yaratıcı ve üretken bir kalemin öyle kolay kolay bir daha gelmeyeceği de ortada. Üstat Orhan Kemal daha uzun yıllar yerli edebiyatta kendisinden söz ettirmeye devam edecek.

Romanda bir de Kürt var. hamal. Yere yığılıp kalan Sadi Bey’i evine getirir. İyi yürekli biri. Konuşmasını da bozuk Türkçe ile vermiş yazar. “Evlerden Biri” okunmalı ve çok yanlı tartışılmalı.

08.01.2012

07:30

What do you think?

8k Points
Upvote Downvote

Written by Süleyman Deveci

İHD ve hukukçulardan Ermeni Soykırımı açıklamaları

Ücretsiz patates ve soğanları tarikatlara dağıttırdılar